31 Ekim 2011 Pazartesi

+-*/

bu saate kadar çalıştıktan sonra bu videoyu izleyince garip bir şekilde huzur kapladı içimi bir yandan da sözlerini okuyunca koydu. huzur, mutluluk, melakoli, bla bla...

a man without love

23 Ekim 2011 Pazar

Yunanistan Macerası - Part III

Mykonos kesinlikle yetmemişti. Bir gece daha burada kalmalıydık ama gitme vakti gelmişti :( İstikamet Santorini'ydi şimdi. Feribotun gelmesini beklerken İzmirli bir çift ile karşılaştık. Baba parası yiyen tiplerdi. Neyse feribot geldi Allah'tan bu yolculuğumuz çok uzun değildi. Limana vardığımızda otel sahipleri bizi kapmak için savaş verdi resmen :) Mülayim bir amcanın otelini seçtik. Karısı bizi gün batımını izleyip fotoğraf çekilebilmemiz için bir yere götürdü. Klisenin kenarında bir yerdi, düğün falan da vardı hatta. Güneş batana kadar fotoğraf çekildikten sonra etrafı gezmeye başladık.
Daha sonra Oia'ya gittik. Her yer bembeyaz ve mavi sadece. Mükemmeldi hayran kaldık. Gece fotoğraflarını çektik ama gündüz de kesinlikle gelinmeliydi. O yüzden ertesi gün tekrar buraya gelip bir sürü fotoğraf çektik. Daha sonra Santorini de denize giremediğimiz için havuza gidelim bari dedik. Biraz fazla kalmışız, Atina'ya dönüş feribotunu kaçıracaktık neredeyse :)

Veee işte o kabus başladı 8 saat yol gittik :( Bu tatilin en kötü yanı feribotlarla gidişti kesinlikle. Gece 12 gibi vardık Atina'ya ama durmak yok tabiki de. Direkt cluba götürdü Eliza bizi. Sahil kenarında yine güzel bir mekana. Burada çok değişik shotlar denedik. Sonrasında Eliza'lara kalmaya gittik. Veee maalesef tatil bitmişti :(( Kalktık son bir hediyelik eşya alışverişini de yapıp hava alanına doğru yol aldık.
Özetle Yunanlılar iyi insanlar, Mykonos çok çılgın bir yer, Santorini romantik bir yer, Atina hiç başkent havasında olmayan güzel bir yer diyebiliriz...

Yunanistan Macerası - Part II

Yorucu ve sıkıcı feribot yolculuğundan sonra hostele gitmek üzere limandan kalkan sevise bindik. Santorini de karşılaştığımız boyunlarına kadar vücudunun her tarafı dövme olan 2 genç, Atina'da karşılaştığımız Arjantinli Maria Elena ve İspanyol David de ile birlikte hostele doğru yol aldık. Maria Elena ve David ile aynı odada kaldık hatta.
İlk günü, hostelimize adını veren Paraga Beach de güneşin ve denizin tadını çıkararak geçirdik. Deniz resmen havuz gibi hayran kaldım. Akşama doğru ada merkezine gittik, çarşıda dolaştık. Ada zaten çok turistik olduğu için bir sürü dükkan, hediyelik eşyacı, restoran vb. var. Pizzacıya gittik ve orada domuz eti yedim sanırım :( Adama sordum değil ama beğenmediyseniz çıkarabilirsiniz dedi inanmadım haliyle sonra yemedim. Önce Tropicana Beach'e sonra da Pradise Club'a gittik. Tropicana'da insanların çılgınca danslarını gördükten sonra bir şaşırdık haliyle. Adam gece gece slip mayo ile koşup denize girip ıslak ıslak dans ediyordu. Gay mi yoksa gay ayağına yatıp kızları mı götürüyorlar emin olamadım. Buradan sıvışıp Paradise Club'a geçtik ben burada uyudum resmen =) Yolda uyuyamamışım yorgunluk yüzme gezme derken vücut yeter dedi :P Azcık oynayıp sonra hostelimize gittik.
Ertesi gün, direkt Paradise Beach'e gittik tabiki =) He dibimizdeki yere gitmek için yanlış yöne gitmişiz o ayrı. Dağları taşları aştık resmen gidebilmek için :) Mojitolar eşliğinde yine muhteşem denizin tadını çıkardık. Saat 4-5 gibi olduğunda da dansçı kızlar sahneye çıktı. Bir süre sonra da ünlü filli djleri Sasa ve iki gay dansçı çıktı =) Bunlar geldikten sonra herkes kopmaya başladı. Gördüklerim karşısında dudağım uçukladı (cidden uçukladı ertesi gün :)) Başımıza taş yağacak diyorlar ya eğer oraya yağmazsa hiç bir yere yağmaz diyim siz anlayın gerisini =)
Duş almak için hostele gittik, tekrar buraya geri döndüğümüzde çılgın eğlence bitmişti maalesef. Bizde merkeze gittik. Gezdik bir kaç hediye falan aldık.

Yunanistan Macerası - Part I


Çınar'dan görüp kıskandım, bende yazmalıydım artık ve yazıyorum işte nasılmış bakalım Yunanistan maceramız =)
Mart ayında biletlerini alıp hayalini kurduğumuz gezi öncesinde Yunanistan'ın ekonomik krize girmesi ve olayların çıkması canımızı sıksa da çok süper bir geziydi. Pazartesi günü 17:30 gibi Atina hava alanına vardık. Oradan metro ile kalacağımız hostele doğru yol aldık. Çok gelişmiş ve büyük metro ağı var şehirde takdir ettim. Hostelimiz Omonia Square denilen bir alana yakındı. (Birazcık pislik bir yermiş, bizim Tarlabaşı gibi herhalde) 20:30'a kadar dinlenip Monastiraki'ye gittik. Çınar'ın arkadaşları Eliza ve Chrysa gelene kadar bir etrafı dolaştık. Geldikten sonra bizi bir restorana götürdüler, yunan kebabı souvlaki ve fırında pişirilmiş ufak ufak patatesleri peynirli bir sosa batırıp yedik, iyi not verdim ;) Yemeğin ardından kendimizi Atina sokaklarına attık. Bir başkentin yazlık bir mekanmış gibi oluşu çok hoşuma gitti. Dışarıda masalar, millet yiyor içiyor, birde Akropolis'i gece ışıklandırmışlar, mükemmel bir manzara var. Atina'nın barlar sokağına gittik, Alex ve Chrysa'nın sevgiliside geldi yanımıza, tüm gece çok ucuza limon suyuyla ouzo içtik :) Eliza bana yunanca kelimeler öğretti. Yunancamla herkesi kırdım geçirdim :) Küfür bile biliyorum ;)
Ertesi gün Eliza bizi gezdirecekti. Metroda hangi yöne bineceğimizi kendi aramızda konuşurken "Nereye gitmek istiyorsunuz?" diye bir soru geldi yan taraftan. Nasıl sevindim anlatamam. Yunan amcanın konuşması çok güzeldi :) Kahvaltı ettikten sonra Eliza rehberliğinde müzeleri ve Akropolis'i gezdik. En büyük müzenin tabanı cam kaplı oluşu çok hoşuma gitti. Yürüdüğün yerin altındaki kalıntıları da rahatça görebiliyorsun. Kalıntılar Türkiye'dekilerden çok daha sağlam, çoğu dimdik ayakta duruyor. Daha sonra Syntagma Meydanı'na gidip parlamento binasını ve önündeki garip kıyafetli Yunan askerlerini gördük. Buradan hostele gittik geceye hazırlanmak için :)
Gece Alex'in doğum günüydü. Buradaki Reina gibi bir yere gittik herhalde, sahil kenarında süper bir clubtı. Eğlenip içip hiç para ödemedik. Alex ödeyecekmiş. Orada bir sürü Yunanlı dostlarımızla tanıştık. Hepsine muhteşem Yunancamı gösterdim, çok eğlenceliydi. Onlar bizim Türk olduğumuzu öğrendiğinde ise direkt "Ezel" diyorlar, koptum resmen ben hiç izlemedim elin yunanı biliyor :) Birde hepsi "You look like Greek" dedi bana :) Club çıkışı birşeyler yemeye gittik, oradan da Eliza bizi Mykonos'a feribotumuzun kalkacağı limana bıraktı. Atina'yı ve Yunanlıları çok sevmiştim. Feribot yolculuğu çok yorucu ve sıkıcıydı :( Uçaktan başka ulaşım yöntemi bana göre değil sanırım.

15 Ekim 2011 Cumartesi

hafta sonu çalışmacası

Bugün bu saatte hala Maltepe plaza da preprod run'ı geçmekteyim. Şirkette yeni olmama rağmen sorumluluklarım gittikçe artıyor, gerek bu run'ı geçebileceğime inanmaları, gerek bir projede proje yöneticisinden sonra en yetkili kişi olarak atanmam. İyi birşey bunlar tabi, güvenilmek güzel de beraberinde stres ve yorgunluk da getiriyor. Allah'tan çok şanslıyım ki yaptıklarımı gören, takdir eden, benim ön plana çıkmamı isteyen bir yöneticim var. Geleceğim için çalışacağım artık hafta sonu da olsa.